Karısı ve 2 çocuğuyla çok mutlu bir evliliği olan Metin özel bir şirkette çalışıyordu.Beşiktaş’ta 3 oda 1 salon olan evinden her gün motorla Üsküdar’daki iş yerine gider gelirdi.Sıradan bir hayatı vardı.Evden işe işten eve.Boş zamanlarını genellikle ailesiyle geçirirdi.Bazen arkadaşlarıyla üç beş tek atmak için dışarı çıkardı.
Rutin ama mutlu bir hayatı olan Metin o gün iş yerinden çıkarken bir çığır açacağından habersizdi.Yıllar yılı sürecek bir furya yaratacağını bilse belki de o gün iş yerinden hiç çıkmazdı.Pazar günleri çalışmak Metin için artık sıradan bir şey olmuştu.Fazladan mesai yaptığı bu pazar günleri sayesinde ekstradan para kazanıyordu.Tabi bu durum bazen karısı Suna’yı rahatsız etmiyor değildi ama bu ekstra paralara ihtiyacları vardı çünkü yakın zamanda yaşanan ekonomik kriz onları da vurmuştu.O yüzden de Suna bunu elinden geldiğince sineye çekiyordu.Metin her zamanki saatte iş yerinden çıktı ve motorlara doğru yürümeye başladı.Tam akbilini basıp turnikelerden motora bineceği sırada omzunda bir el fark etti.Arkasını döndüğünde bu elin sahibinin en yakın aile dostları Necdet olduğunu gördü.Kısa bir merhabalaşmanın ardından motora bindiler ve koyu bir sohbete koyuldular.Necdet ‘Suna nasıl,çocuklar ne alemde’ diye sordu.Metin ‘İyi hepsi , şu sıralar işler çok yoğun çok sık göremiyorum.Şimdi de iş yerinden çıktım.Suna sahilde bekliyor.Nedense bugün öyle karşılamak istemiş beni.Nerden estiyse artık’ dedi.Necdet’in suratında garip bir tebessüm oluştu.’Oğlum bugün sizin evlilik yıldönümünüz değil mi ? Ben mi yanlış biliyorum yoksa?’ diye sorduğunda Metin’in başından aşşağıya kaynar sular döküldü.O kadar işin gücün , pazar mesailerinin arasında evlilik yıl dönümlerini unutmuştu.Şimdi karısı onu sahilde muhtemelen elinde süpriz bir hediyeyle bekliyordu.Ama Metin ona hiçbir şey almamıştı ve bu saatten sonra da alması çok zordu.Hem pazar günü açık yer bulamazdı hemde bulsa bile Sunayla sahilde buluşacağı için ona çaktırmadan alması imkansızdı.Suna’nın en toleransı olmadığı şeydi bugünün unutlması.Herşeyi kabul edebilirdi ama evlilik yıldönümleri onun için çok özeldi ve bunun unutulmasını kesinlikle kaldıramazdı.Bunu Metin de çok iyi biliyordu.Necdet , Metin’in yüz ifadesinden bugünü unuttuğunu farketti ve ‘Ne yapacaksın’ diye sordu.Metin , üzerinde gitmekte olduğu motor beşiktaş sahiline biraz daha yaklaşmaktayken yapacak bir şeyi olmadığını biliyordu.Necdet’e döndü ve ‘Yapıcak bir şey yok.Keşke hediye alabileceğim bir yer olsaydı bu saatte açık.Herhangi bir hediye.Basit , ucuz , saçma …Hiç farketmez.Herhangi bir şey.Şuan sahilde dünyanın en saçma şeyi satılıyor olsa alırdım inan!’ dedi.
Metin ve Necdet arasında bu konuşmalar geçerken onları dinleyen birinin varlığını farketmediler.O kişi karaborsacı Rüstem Vezirbeyoğulları’ndan başkası değildi.Herkes ona Rüso derdi.Bu konuşmaları duyan Rüso düşündü.’Demek dünyanın en saçma şeyi satılıyor olsa bile alırdın ha!’
Ondan sonraki gün Rüso , Beşiktaş ve Üsküdar sahillerinde , kafaya takılan rengarenk ışık veren tokalar,şallar,minik pompasına bastığında sıçrayan tavşanlar,anahtarını çevirince yuvarlak çizerek dönen oyuncak civcivler vs vs satmaya başladı.Ve bu günden sonra bu furya durmadı.Daha da saçma oyuncaklar , takılar , rüzgara dayanamayan şemsiyeler , birbirinden lüzümsuz ve gereksiz aksesuarlar Beşiktaş ve Üsküdar sahillerinde motorların insanları indirdiği yerlerin yakınlarında satılmaya devam etti.
İşte bir efsane böyle doğdu.Zaman zaman herkesin kendi kendine ‘Ulan bunları kim alır ya , niye satıyolar bunları’ diye sorduğu bu eşyalar bu şekilde satmaya başlandı.
Peki Metinle Sunaya ne oldu ? Metin motordan indikten hemen sonra Beşiktaş sahilindeki çingene teyzenin tekinden çiçek aldı ve Sunaya verdi.Hiç sorun yaşanmadı.